twi'nce


Category Archive

The following is a list of all entries from the beşiktaş category.

Bülent Çağlar ile ilgili

Sizlere noktasına dahi dokunmadan bir mail grubunda Bülent Çağlar ile ilgili gene Serencebey’den Engin Arslan’ın 2 mailini aktaracağım.

Sevgili Arkadaşlar…. Burak’ın sorularına karşı attığım maili sizlerle de paylaşmak isterim.
Bülent Çağlar’ın 40 bin lira alıp almayacağını sormuşsunuz… Doğru olmadığını söyleyeyim. Bundan önceki BJK kulüp genel müdürlerinin aldığı maaşlar ortadadır. Bülent Çağlar kulüpte ücretsiz çalışacağını heryerde söylemiştir. Kulüpten, kendisinin görevi ile ilgili resmi açıklama geldikten sonra ücret almadan çalışacağını deklare edecektir.

Peki bu haberler nereden çıkıyor diyorsunuz? 🙂

Kartalhaber, orhan yıldırım vs. gibi uzantılar… Zaten bunların tavrının tarzının ne olduğu biliyor olmanız lazım. Bu dedikoduları ortaya atanlar, kulüpte artık istedikleri gibi at koşturup, kulübü kene gibi ememeyecekleri için çırpınış içerisindeler… Yeni yapı bunların önüne set olacak… Bu kişilerin haberlerine itibar etmeyen ve dalga geçenler, şimdi bu isimlerin haberlerini gerçekmiş gibi sitelerine taşımaktadırlar!! :)) Enteresan… Düşünme yetisi 1 haftada nasıl yitirilebiliyor….

Tamamen gönüllü olarak çalışacak önemli isimlerden oluşan İsitşare Heyetleri işin başına geçiyor. yaklaşık 100 kişilik kendi alanlarında uzman ekip… http://besiktasheyetleri.com/ sitesinden yeni yapıyı görebilirsiniz…

Bülent Çağlar’ın ve Serencebey’in Beşiktaş için yıllardır yaptığı çalışmalar, projeler var. bunların bir yerden hayata geçmesi gerekiyor. Özgür Bey’İn de bahsettiği üzre, Serencebey seçim sürecinde bir tarafa destek vermemiştir. Ayrıca bu heyetlerin Beşiktaş için çalışması Murat Aksu için de geçerliydi.

Aksi takdirde, Beşiktaş’ı geçtiğimiz 8-10 seneki zihniyetin eline bırakırsan, gelinen nokta ortada. sen orada olmazsan, birileri orada oluyor.

Kısa zaman da Beşiktaş’ın çehresinin nasıl değiştiğini herkes fark edecektir. Şu dönemde bu eleştiriler çok normal. Bekleyip göreceğiz:)… Hatta sizlerin kafasında Beşiktaş için yapılabilecek projeler varsa, karşınızda muhatap bulup, bunları Bülent Çağlar ile paylaşabileceksiniz. Beşiktaş için istediğiniz bir şeyin uygulandığını ve beşiktaşa katkı sağladıını düşünsenize? bir taraftar başka ne isteyebilir…

Yönetime girmedi Bülent Çağlar, dikkat ederseniz yönetimde ismi yok ve Yıldırım Demirören’in yöneticilik teklifini kesin bir dille reddetti. Profesyonel olarak Futbol yatırımları a.ş. ve sportif ürünler a.ş. nin başına geçecek ve yönetimden bağımsız olacak…

dediğim gibi, sözden ziyade iş kendini gösterecek… Serencebey’in de yayın çizgisinde bir sapma yok. 3-4 gün önce çıkan son sayısında yine yanlış yönetim anlayışına karşı şiddetli eleştiriler var. Bundan sonra da bu çizgisini devam ettireceğinden emin olabilirsiniz… Hatta son sayıda, daha önceki sayılarda olmadığı kadar ağır eleştiriler var… “Madem bu kadar biliyosunuz, gelin yönetin” dendiğinde, “Hayır, ben sadece eleştiri yaparım, sen nasılsa kötü yönetiyorsun, bu benim işime geliyor ve bunu yazıp çiziyorum” mu denmeliydi?

Merak etmeyin, zamanında siyah kapakla çıkan Serencebey, gerketiğinde daha koyusunu yapmasını da bilir!
Tereddütleri olanları Bülent Çağlar ile görüştürebilirim. Gerek Beşiktaşla ilgili projelerini paylaşmak, gerekse kafasındaki soru işaretlerine cevap bulmak isteyen her arkadaş için geçerlidir bu durum…

Özellikle kulüpten alınacak ücretin doğru olmadığı ve kuruş para alınmayacağı konusunda sizi temin ederim. http://besiktasheyetleri.com/ bir inceler misiniz… Bu heyetlerin başında kimlerin olacağını da gördüğünüz de daha derin bir “Oh” çekeceksiniz… Ben derim ki Beşiktaş adına yazan, üreten beyinler olarak sizler de iştirak edin… Yoksa yaz, yaz dur… Beşiktaş’ı yönetenlerin zihni değişmedikten, değiştirilmedikten sonra, “Benim adım reşit, sen söyle sen işit” ten öteye geçemiyor…

Beşiktaş konusunda içiniz müsterih olsun, kulüp artık emin ellerde…

Sevgili Ahmet Orhan ve blog yazan arkadaşlar…

Bülent Çağlar’ın “Profesyonel” ibaresini kullanmasının nedeni, Kulübün SPK’ya bağlı olması… Sonuçta BJK Futbol Yatırımları A.Ş. halka açık bir şirket…  BJK Genel Müdürü olarak görev yapacağı için, bunun karşılığında SPK’ya bir ücret bildirilmesi gerekiyor. Bülent Çağlar bir ücret istemediğini söylese de, resmi olarak 5 bin lira gibi bir rakamın gösterilmesi gerekiyordu. Bülent Çağlar da bu paranın Beşiktaşlı 20 öğrenciye burs olarak verileceğini söyledi ve sözleşmesine koydurdu…

5 yıldır Serencebey’i çıkartan ve camia içerisinde spekülasyonlara sebep olmasın diye tek sayfa reklam almayan, 3 tane Şeref Bey ödül töreni düzenleyen, Ankara, İzmir, İstanbul, Edirne gibi kentlerde “geleceğe bakış” toplantıları düzenleyen ve bunların tümünü kendi cebinden karşılayan Bülent Çağlar’ın, Beşiktaş üzerinden para kazanması zaten düşünülemezdi.

Diyeceksiniz ki, sen neden böyle ısrarla açıklama ihtiyacı hissediyorsun. Yalan ve yanlış, hoş bir şey değil ve bizler bu tarz saldırılara alışkın olmadığımız için doğruları bilmesi gereken insanların bilmesi için açıklama yapıyorum. Başka da hiç bir yerde açıklama yapmadık. sadece telefon açan insanlara ve “Beşiktaş’ın aklı başında adamları” diye düşündüğüm blogculara bu açıklamayı yapıyorum.  Ve doğruyu biliyor isem, paylaşmak zorundayım…

Rakamları, yalanları, yanlışları yazsınlar bakalım… tüm cephanelerini kullansınlar… Haftabaşında gerçekler deklare edildiğinde ne yazacaklar, ne söyleyecekler… Gerçi onlarda yalan ve çamur bitmez…. Beşiktaş’a hiç bir katma değer sağlamamış, sadece çene açıp kapatmış  insanların, bu saatten sonra değişmelerini beklemek de zor…

Arkadaşlar, insan işin içine girdikçe daha iyi anlıyor. Beşiktaş’ın içi öyle bir hal almış ki, Gladio, mladio sokak çetesi gibi kalır… Ahtapot gibi sarmışlar kulübü yiyiciler… Gerçekten yeni yapının işi çok zor ve o kadar şeyle mücadele edecekler ki… Ama bunu birilerinin yapması gerekiyordu ve bir yerden başlanması gerekiyordu.

Öyle ki, “Yıldırım Demirören’e en ağır muhalefeti yapıyordunuz, şimdi koltuğu görünce saf değiştirdiniz, yanına geçtiniz” gibi ağır ithamların da geleceğini bile bile bu işe girişildi.

Kimse kimsenin yanında değil arkadaşlar. Beşiktaş’ın bu kaçınılmaz sürece gireceği belliydi. Ne yapsaydık? Seçimin sonucunu bekleyip, köşemize çekilip, Bu işi çok iyi bilen!!! gazeteciler gibi ilk günden “Bu iş olmaz, çok kötü yönetiyorsunuz” gibi şeyler mi yazsaydık. Bunun kime ne faydası olacak? Çok bilen, bilgisini birikimini BJK’ye aktarır… Beşiktaş’ın duayeni! diye bahsedilen aşağı yukarı bütün isimlere “Gelin Beşiktaş’ı toparlayalım” dedik. Kimseden tık yok. Bakmayın şimdi seçim bitti, herkes yazıp çiziyor.. “Gel” “Hadi” diyince yerinden kalkan yok.

Napsaydı Aktif Beşiktaşlılar… Beşiktaş’ı, dejenere olmuş zihniyetin eline yine mi bıraksaydı?

Şunu bütün samimiyetimle söylüyorum, Beşiktaş’tan menfaat elde etmek isteyenden 10 misliyle çıksın inş..

Sadece Beşiktaş’ın yanındayız ve diyorum ki, sizler de iştirak edin… http://besiktasheyetleri.org/ bu siteyi dün de paylaşmıştım…

Takip edin, paylaşın. Zerre kadar da katkı olsa, Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a değil, Beşiktaş’a katkı sağlayacak. Eeee, biz hangi takımlıyız? Ben biliyorum ki Beşiktaşlı herkesin Beşiktaş’a az çok katacağı bir şeyler vardır.

Bugün medyadaki 6 tane Genel Yayın Yönetmeni Beşiktaşlı, Uluslararası şirketleri yönetenlerin bir çoğu Beşiktaşlı, 50’ye yakın Beşiktaşlı CEO var, Yönetim kurulu Başkanı var… Bu zamana kadar Beşiktaş’a bir şey katma fırsatları olmamış, ne kendileri sormuş, ne de birileri onlara sormuş… Bu dinamiklerin harekete geçmesi gerekiyor. Bülent Çağlar’ın ve Aktif Beşiktaşlılar’ın bu potansiyeli, çevresi, yetkinliği vardır. Örneğin Murat Aksu’nun listesindeki isimlerden birisi “Emre Berkin” Aktif Beşiktaşlılar ve Serencebey grubundandır ve maçları kapalıda birlikte izleriz…

Bunu söylememin sebebi bu yapının, şahısların, başkanların değil, Beşiktaş’ın yanında olduğu ve Beşiktaş’a hizmet etmek için bu göreve soyunduğudur…

Dediğim gibi sözden ziyade iş kendisini gösterecek. Fırsat olsa da bunları oturup yüz yüze konuşsak… Mesela bu akşam ki maçtan önce, bilemiyorum…

Benim gibi kafasında soru işaretleri olanlar için fikir verebilir belki..

Reklamlar

Y.D.

Güç karanlık tarafa doğru gidiyor.Seçimden beklentim %65 Y.D.


Çocukluğumun Beşiktaşı

İlkokuldayım. Ders araları öğle araları köy okulunun bahçesinde yüzümüz gözümüz tozdan görünmeyecek kadar top oynuyoruz. Biri Prekazi oluyor biri Aykut, biri Şifo, biri Oğuz, biri Tanju. Ben Metin hep Metin. 11 numaralı forması ile sağ kanattan gidiyor, gidiyor, gidemiyor ulan gidemiyor. Düztaban Metin mi olur. Ayağımda ortapedik ayakkabılar. Olmuyor aldırıyorum beyaz bir çift letoon spor ayakkabı. Altı süngerli. O zamanlar Klinsman’ın kramponunu görmüşüm altı çivili. Öyle bizimkilerin giydiği gibi değil. Diyorum acaba birşeyler mi çaksam altına. Kafa çalışmıyor ki yere basınca o çaktıklarım ayağıma girecek.

Okumayı susam sokağı sağolsun okula gitmeden öğrendik. E akşam üstü yapacak birley de yok. Akşam spor haberlerinde görmüşüm Koch dizmiş konileri arasından geçiyor Madida, Rıza, Şifo. Kumdan konileri dizip aralarından ani hareketlerle geçiyorum. Antenman yapıcam sözde. Okuldakiler gibi oynayacam. Yok olmuyor. O top ayağıma yakışmıyor bir türlü. Büyük geliyor ayağıma. Okuldakiler 30-40’a kadar saydırıyor ben 5 te kalıyorum. O zaman anlıyorum olmayacak Bekir diyorum. Yapacak birşey yok. Ekran başına dönüyorum artık. 93-94 bulanık yıllar. Gazetelerde hergün yayınlar ile ilgili haberler. Her kanal ihale bende diyor. Şansal ayrı çıkıyor İlker Yasin ayrı çıkıyor herakşam ekrana. (Yoksa o yıllar 95 miydi bak karıştı iyice).94-95 Daum var. Bir Alman. Kolej takımı yılları geride kalmış disiplin var artık dillerde. Benimse aklımda Auman var. Şansımı bir süre kalede deniyorum. Şapkamı takıp Auman Auman diyip ordan oraya atlıyorum. Gene olmuyor tabiki. Bana kalan bu sefer çatlak kollar.

Benim çocukluğumun Pascal Nouması Amokachidir.Radikal gazetesi kurulmuş. Reklamları dönüyor. O radikaldi bu radikaldi. Amacını anlamıyorum. Sonra futbolcu yapbozları vermeye başlıyor. Daniel’inkini almışım. Sürekli yapıp bozuyorum tabiki. Aynı anda Radikal ilk bilgisayar dergilerinden olan PC dergisini veriyor. Doom’u ilk o zamanlar görmüşüm. 95-96 Fenerbahçe şampiyon. O zamanlar da gündem değiştirmeleri moda. Oğuz, Aykut gönderiliyor. Koca yaz bunlarla geçiyor. Galatasaray’a milli takımın 1. adamı terim, Beşiktaş’a milli takımın 2. adamı geliyor. O sıralar evde Galatasaray flaması buluyorum. Korkuyorum yoksa diyorum aklım başımda değilken.. Yok yok diyorum. Olamaz. Babam yalandan fenerli, annem o sıralar aklında sadece girdiğimiz kooperatiften başka birşey olduğunu düşünmüyorum. Babamın arkadaşları geliyor eve. Bonservismi istiyorlar gitmiyorum başka takıma sana şunu alalım bunu alalım. Yok diyorum olmaz. Babam bana Sümerbank’tan alır. Memur çocukları bilir devlet bize hersene Sümerbank tan alışveriş hakkı verirdi. İzmir’deki Sümerbank efsane, inanılmaz. Oyuncak katı var yürüyen merdiven var. Var oğlu var işte. Orda arıyorum siyah beyaz ne olursa. Bulamıyorum yok yok yok. Gözlerden yaşlar geliyor. Sonra önümde bir Ninja Kaplumbağlar figürü. Hasbro olması lazım. Yani orjinal. Bir de manuel baskı makinası. Üstten yazıyorum tuşa basıyorum kağıda yazdıklarım basılmış halde geliyor. Forma çiziyorum orda. Bantlı, baklavalı, çubuklu her türlü. Arkasında Madida, Kuntz, Ertuğrul yazıyor. Ertuğrul Galatasaray’ın 90 milyarlık teklifini reddetmiş,65 milyara bize imza atmış. Cüzadanımda resmini taşıyorum. Ama o yıllar hüsranlı devam ediyor. Galatasaray İstanbulspor maçı 10 dakika uzatma oynanıyor, o maçta Arif 1 metre çapında hiçbir oyuncu olmamasına rağmen kendini yere bırakıyor penaltı.. Bu sene de hüsran olacak belli.


Seçime 1-2

Takımın yaklaşık 2 aydır resmi maçlarda galibiyet alamaması seçim basınına iyi gaz verdi. Ama hala beklediğim rüzgarlar esmiyor Beşiktaş’ta. Ya iki tarafta çok güveniyor kendisine ya da seçim günü havalarda uçacak sandalyeleri hesaplamaya başladılar. Murat Aksu Yıldırım’dan önce dernekleri gezip seçmen tabanını ziyaretlere başladı. Ben hala ilk çıkşı gibi bir basın toplantısı düzenleyip taraftarın da başkanı olması imajını yaratması gerektiğini düşünüyorum. Gerçi gerek sosyal medyada gerekse bloglar aracılığı ile tabanda şimdiye kadar gormediğimiz pazarlama hamleleri yapıyorlar. Burda da en azından bir ajansla anlaşıldığını düşünüyorum. Ve bakkal değil market olma ufuğunu gösteriyorlar bize.

Peki Aksu Beşiktaş’ın başkanı olabilir mi? Her ne kadar siyasi kimliği olsa da bir hukukçu olması ya da şöyle diyim bir üniversite bitirebilmiş olması(bknz:Biz okulu kazanmayız okul kazanırız) daha mantıklı bir Beşiktaş hayali ile umutlandırıyor beni.  Gerçi Aksu’nun da off the record kumar sorunu olduğunu duyuyoruz kimi yerlerden. Peki ne değişebilir Aksu gelince. Aksu yeni bir isim değil sonuçta camiada. Yıldırım Demirören’in neredeyse bütün yanlışlarında yanındaydı. O yüzden sütten çıkmış ak kaşık değildir. Kulübü kendine borçlandırarak iktidarını devam ettirme stratejisi güden Yıldırım’ın boyunduruğundan kurtarması için istiyorum gelmesini sadece.

İşin Yıldırım tarafı ise, seçime siyaset bulaşıyor ağlamaları ile gündeme geldi. Şu şekilde bir örnek vereyim yurt dışındaki bir kongre üyesi kulüp AKPcilere kalacak diye oy kullanmaya gelicem diyebiliyor. İşin AKP kısmından seçim stratejisi sürdürülüyor. Bundan 6 ay önce SHP ve CHP ile siyasette genel başkan yardımcılığı, dış işleri bakanlığı gibi hizmetleri olmuş Hikmet Çetin’i başkan olarak görmek isteyen bir camia varken şimdi Aksu’nun adaylığı kafalarda soru işaretleri oluşturuyor.

Aksu’nun gerek cemiyet hayatından gerek bürokrasiden gerekse yöneticiler arasından oluşturduğu liste şimdilik güçlü gibi gözükmekte. Fakat(en azından benim bildiğim kadarı ile) spor camiasında çok bulunmamış tecrübesiz aynı zamanda yıpranmamaış kişiler. Yıldırım Demirören ise Ertunç Soğancıoğlu, Kenan Öner, Bülent Deriş, Mario Berk’ten oluşan A takımını yeni isimler ile güçlendireceğe benziyor. Merakla bekliyoruz bizde bu sefer ya batacaz ya çıkacaz sanırım….


Yeter uLan Yeter!!!!

“Seçimi kaybetseydim bile bu alacağımı uzun vadeye yayacaktım. Ancak karşı taraf eleştirilerinde belden aşağı vurunca bu kararımı değiştirdim.  Eğer kaybedersem ertesi gün alacağımı isterim”

Ben de kaybettiğimiz yılları istiyorum onları bana geri verebilecek misin?


2000lerde Beşiktaş

80 lerde 90 larda demek çok kolay geliyordu dilimize şimdi 10 larda diyemeyeceğiz gibi geliyor 30 lar olmadan. Peki 10 lara varmadan 2000 lerde Beşiktaş’ımızda neler kimler iz bıraktı. İlk akla gelen futbolculardan başlayalım isterseniz benim için efsane 11:

Cordoba


3-4’lık fener maçında bile bile kendini attırması dşında akıllarda hem güzelliklerle kalacak olan Sergen’den sonra o takımdaki en teknik adam. Senin nokta paslarını, sokak çocuğu ifadeli yüzünü en önemlisi Chealsea maçını özlüyoruz.

Zago


Ondan beri savunma bu kadar sert akıllı adam görmedi. Ondan beri forvetleri bu kadar yıldıran adam gelmedi. Arada Luce’nin4-4-2 denemelerine kurban gitse de savunmada Ronaldo ile yakaladığı uyum en az Uche Höng uyumu kadar akıllarda kaldı.

Ferrari


Ne denirki 2000lerin sonunda daha 3 ayda adını buraya yazdıran.  GS maçını çıkarırsak onunla oynanan 15 maçta sadece 7 gol yiyen bir takım. Cam adamdan sonra ilaç gibi geldi bünyeye.

Ronaldo


Klestov sağdan sert kesti Ronaldo dışarı attı. İşte 2-0 iken kaçan bu gol 5’e gidecek maçın berabere bitmesine sebep oldu ve kaybedilen 2 puan belki şampiyonluğa sebep oldu  o sene. Ama biz onu sürpriz golleri ile özellikle Fener’e attıkları ile hatıralarımıza kazıdık.

Delinho


Ne dersek diyelim o fenomen. 2000 lerin başında bu ne lan dedik hala diyoruz. 2001-2002 diyarbakır maçı, 2008-2009 Antalya maçı açın ardarda izleyin anlayın ne dediğimi.

Guinti


Yarı devre gelen şampiyon yapan DMC ekolününün başlangıcını yaptı. Bu takıma İtalyan şıklığını getirdi. 4 ayda Tayfur ile 40 yıllık arkadaş gibi oldu. Eminim ileride ondan çok iyi hoca olacaktır.

Ernst

Ve gene şampiyonluk yolundaki yarı devre transferi. Takım 4 defans 1 Ernst 1 Ernst yardımcısı 4 Hücumcudan oluşuyordu 2008-2009’un ikinci yarısında. Nasıl profosyenel olunur cümle aleme gösterdi. Bu kısa performansı ile yılık oyuncusu ödülünü almıştır kalbimizde.

Münch


Soldan Pascal’a yaptığı asistler geliyor aklıma. Nasıl gitmesine izin verildi diye içim içimi yemişti velet iken daha. Hala da inanamam neden gider bu adam diye. Ondan beridir sol çizgimize ayak basılmadı desek yeridir. Kimse onun kadar çizgi oyuncusu olamadı. (3-0 lık Antep maçındaki Tümer mi o adam değil de ondan)

Sergen


Sergen attı şampiyonluk geldi….. Bu kadar gamsız bu kadar eğlenceli bu kadar teknik bu kadar bu kadar bu kadar. Her şey onun için geçerli. Her takımda oynadı ama bizdeki hissettirdikleri bambaşka. Aklıma geldi arada sizler ile Sergen hikayeleri paylaşayım.

Pascal


80 lerde MAF, 90 larda Şifo, 2000lerde Pascal Beşiktaş’ı yansıttı. Aslında aynı anda taraftarlıkj profilinin değişimini de efsane isimlerin üzerinden güdebiliriz. Gittikçe asi, bireysel, başarı odaklı vs vs… Ama o başkaydı kendi omzunun kırılma pahasına Tafareli kırdı. Hala İnonuye gelince ağlayan bir adamdan bahsediyoruz başka bir şey demeye gerek var mı?

İlhan

Forması, saçı, dövmesi herşeyi olaydı. Oyunu bambaşkaydı. Batigol kadar sert, Vieri kadar dar alanda usta. Teknik, hız, yetenek, estetik, hırs, özgüven. Geç star olmasa sakatlıkları yaşamasa Juvede efsane olur kariyerini orada tamamlardı.


Akatlarda bir cumartesi

Programım çok yoğundu önce santral istanbul’a gidecek ardından Fati Abi’de traş olacak günün finalinde ise Esmamla buluşacaktım. Basket maçını fark ettiğimde santral istanbul civarlarındaydım. Tırt seminerlere sıranın gelmesini fırsat bilerek kendimi taksim servisine attım. Gerek serviste gerek ise okulda yaşadığım deneyimlerimi başka bir yazıda anlatayım. Ama ülkedeki Iphone’un %20si Bilgi’de sanırım o ayrı mesele 🙂

Akatlara geldiğimde maç henüz başlamıştı. Ve bu seneki izlediğim maçların hepsinde olduğu gibi ilk periyor oyunu Baxter’ın üstüne yıkmakla meşgulük. Hem dirençli hem fiziğine göre gayet atlet olan Baxter. Sanki bizim S. Marion’umuz “Matrix”‘imiz  gibi geliyor bana. Engin ya da Chatman ile topu bir şekilde pota altında ya da fast break de Baxter ile buluşturup hızlı skor yapmak önceğimizi oluşturmuş durumda. Baxter’ın yoğun tempoya çok dayanamayıp 2. periyotta kenara gelmesi ile oyun karakterimizi değişiyor bu seferde Chatman ve Engin ile sürekli içeri penetre eden yakalarsa Cevher ve Haluk ile dış atışlara kasan daha komplike bir takım halini alıyoruz. Dün ilk periyot kafa kafaya gitsede. Net bir şekilde kadro kalitesi ile aldık maçı denebilir. Kepez’in 2. lig seviyesindeki oyun kurucuları ve uzunları ile bize dayanması zaten beklenemezdi. Ama takım o kadar efektif bir oyun sergilediki dün kim olsa maç yüzü geçerdi diyebilirim. Skor 12 oyuncuya paylaşıldı. Arın dahi attı o derece yani hatta ve hatta 100. sayıyı attı 🙂

Şut tercihleri olsun topu paylaşım olsun ekstra paslar olsun dün oldukça tatmin etti beni takım. Bu sene kendi elimiz ile verdiğimiz maçlar dahil olmak üzere takım beni mutlu etmekte. Sayı atan hücumu düşünen geri koşan bir takım var sahada. Engin ‘den sonra bu kadar dinamik bir takım görmek açıkçası beni memnun ediyor. Ama benchin zayıf ve Baxter,Chatman dışındaki yabancıların kalibresiz olması devre arası 2-3 numara oynayabilecek bir yabancı ve iyi bir uzun ile takımın takviyesini gerektirmekte.

Engin için ayrı pragraf açmak gerekiyor birde . Dün çok çok iyiydi. Galibiyeti Engin getirdi diyebilirim. Oyun kurucun ne kadar iyiyse o kadar iyisindir denir hep. Engin ile Chatman Muratcan takviyesi ile daha da büyüyecek bir kısalar çetesi haline gelicek.  Bu üçlüyü en azından 10-15 dakika parkelerde görmek ister deli gönül 🙂

Taraftarın da izlemekten zevk alacağı bir takım halibe geliyoruz yavaş yavaş. 2005-2006 daki Akatlarruhu geri gelir mi bilemiyoruma ama o bende o ruh geri geldi bunu biliyorum….


Toteme devam!!!

Aksilik olmazsa evet aksilik toteme devam edip maçı evde izleyecem. Geçen maç allah aşkına demiştim, şimdi ne aşkına diyecem bilemedim. En azından ilkokul 4 çocuğunun aşkına. Okula başı önde gitmesin sübyanlar…..


Seçim Öncesi#1

Malum seçime çok az bir zaman kaldı. Takımın son 1.5 ayda toparlanması tepkileri hatta olğanüstü kongre isteyenleri bir nebze susturdu. Aslında adayların çıkıp konuşması gereken döneme girildi fakat takımın olası bir Şampiyonlar Ligi elemesinin beklenildiğini düşünmekteyim. Haftaya çarşambadan itibaren yeni Beşiktaş projesi başlayacaktır.

.D lerden Y ile başlayanının aday olmayabileceğini ama tepkilerden sonra gaza geldiği konuşulmakta. Murat Aksu’nun zaten adaylık açıklamasını şurada paylaşmıştık. Keçeci’nin de aday olacağı bilgisi gündemde ama nasıl çalışmalar yaptığı konusunda henüz bilgi kirliliği ile karşılaşmadık.

Teşvik primini normal karşılayan yüce avukat uykucu amca istifasını verdiği için Aksu’nun listesinjden seçime girmesi muhtemel. Bütün yaz neredeyse köy köy dolaşıp dernekler ile şampiyonluk kutlayan Levent Erdoğan’ın elinde büyük bir oy potansiyeli taşıdığı ortada. Temennimiz ellerini kulübümüzden çekip bir an evvel asıl bildiği spora -yağlı güreşlere -geri dönmesi ve en yakın zamanda kırkpınar ağası olması. Beni asıl bu yazıyı yazmaya iten Aksu’nun listesinde Emre Berkin ve Dündar Yetişener’in gireceğinin söyenmesi.

Emre Berkin’in kim olduğu zaten artık heryerde konuşuluyor. Microsoft’un ortadoğu ayağının sorumlusu olarak geçiyor. Emre Berkin Microsoft’un merkezinde 21 numaralı Pascal Nouma forması ile dolaşan bir adam. O derece Beşiktaşlı. MS’den veda yemeğine de Bill Gates’in katılacağı kadar da önemli bir yönetici. Bilişim dünyasındaki yöneticilere herzaman güvenmişimdir. Babasından şirket devralan aile gelenekleri ile profosyonelliği aynı potada eritemeyen zihinler Türkiye’de hep öne çıkmıştır. Bu yüzden de asla büyük adımlar atılamaz ,gelişmelere kapalı olunur. (Vehbi Koç yaşasaydı Migos’u sattırır mıydı sizce?). Ama Emre Berkin Beşiktaş’ın Serdar Bilgilisi olabilir(Sonlar benzemez inşallah) Vizyonlu akil bir yönetici imajı çizmekte.

Dündar Yetişener ise en azından benim çok duymadığım ama ticaret alanında bilinen bir yönetici. Amerika’ya beton satan adam olarak lanse edilmekte. Ticaret hayatında çok dallı budaklı yollardan geçmesi kulüp pazarlaması gibi alanlarda faydalı olabileceğini göstermekte.

Ama hepimiz de biliyoruz ki ülkede kulüp yöneticiliği asla profesyonel yapılmamakta. Adidas’ın ceosunu Kartal Yuvası’na, Starbucks’ınkini stad sorumluluğuna, Coca Cola’nınkini iletişim ve pazarlamaya, Real Madrid’in yurt dışı temsilcisini dernekler başkanlığına getirirseniz Beşiktaş 1 senede tozla duman olur. Bizde işler hatır gönül ile, cepten para çıkması ile, hükümet desteği ile, tribün çeteleri ile, sponsor kıyakları ile, vergi kaçakçılığı ile, avrupa turları eskort kızlar ile yürüdüğü sürece ne bakkal olacağız ne Carrefour ŞOK olup kalacağız…..


Peki nasıl oldu da gene o kaleye gitti top ?

3 stoper,4 bek, 2 defansif ortasaha,1 forvet yani bir nevi 3-6-1 gorunumlu 8-1-1 oynadı Beşiktaş. Topu kaleye uzak tutup, her şutta topun önüne geçen bir takım oldu ama oyunu çirkinleştirmedi. İlk yarı delinhonun kanadını finikuler hattı yapan Obertana bile sağlam bir tekme atıp, sindirmeye dahi çalışmadı takım. En son İngiltere’deki sindirmeme oyununda o hazin sonuç alınmıştı o ayrı mesele.

Toroman’ın değişikliği sırasında dahi oyuncuların aklı kenarda değil oynanan oyundaydı. Asla konsantrelerini bozmadılar ve korkmadılar. Elden daha fazlası gelebilir miydi evet. Ama Trabzon maçı ile Fener maçını aynı potada eritti takım.


Oyuna giren oyuncular dahil olmak üzere Beşiktaş’ın ortalama olarak alınan mevki dizilişi de yarı sahaya hapsolmuş oyunu 2. bölgede oynamaya çalıştığını gösteriyor bizlere. Aksine Man UTD’ye de baktığımızda Beşiktaş’ın tersine takım tamamiyle Beşiktaş yarı sahasında dizilmiş kendi yarı sahalarında neredeyse hiç bulunulmamış. Bunda Bobo’nun da sıkça geri gelmesinin payı var tabi ki. Peşlerine takılacakları bir hücumcu olmayınca Man UTD’li oyunculara sınırsız ileri çıkma hakkı verdi Beşiktaş.

Şutları incelediğimiz de ise M.U’nun attığı 27 şut tabiki dikkatleri çekiyor ama bunların coğu Off target. Savunmadan seken uzaktan dağa taşa giden şutlar. İlk yarı Obertan’ın sağdan getirdiği 2, son dakikalarda Rüştü’nün çıkardığı 2 şut dışında Barcelona karşısındaki Inter durumuna düşmedi takım.

Beşiktaş ise bir anadolu takımı hüviyetinde içlerine Ragıp kaçmış gibi 18 dışından şut denemeleri ve Fink’in plasesi ile akıllarda kaldı. Gayet tecrübeli ve sağlam defansın arasına kaçmak çok zor olacağı için ilk aşamada bu plan mantıklıydı ama en azından 2-3 yan top denemesi görmek isterdi bu gözler. Önemli olan galibiyetti ve alındı diyelim içimize Hikmet Karaman kaçmışcasına :).

Yedek denen M.U’ya karşı İ.Kaş, Köybaşı, Fink, Erhan, İnceman gibi sene başından bu yana istikrarlı bir şekilde oynamayan oyuncular çıktı Düşler Tiyatrosu’na. Tıpkı M.U’daki gibi. Eğer Obertan yedekse bu bizim değil ağzındaki sakızını yavşak yavşak çiğneyen Sir Alex Ferguson’undur :